Medreselerde Okutulan Fıkıh Kitapları Nelerdir ?

Medreselerde Okutulan Fıkıh Kitapları Nelerdir ?

Fıkıh ve Usul-ü Fıkıh

  1. a) Fıkıh: Genel olarak İslâm hukukuna “fıkıh” denilmektedir. Hem dinî ibadetler hem de sosyal hayatın aile, miras, ticaret v.s. gibi alanlarında (muamelât) verilecek hükümleri dinin ana kaynakları olan Kur’ân ve hadisin yanısıra kıyas ve icma yoluyla incelemeye çalışır. Bu kaynaklarda hukukî konuları inceleyen bilim “furu”diye de adlandırılıyordu. Bu kaynaklardan hüküm çıkarma tekniklerini de “usul-ü fıkıh” denilen bilim inceler.

Medreselerin büyük çoğunluğunda fıkıh dersi vardı. Fıkıh en şerefli ve en üstün bilim olarak görülüyordu; çünkü helâl ve haramın hükümlerinin verildiği bilimdi.

Fıkıh bilginleri yedi tabaka veya derece olarak sıralanıyordu:

1) Mutlak Müctehit (Dört sünnî mezhep imamı),

2) Mezhepte Müçtehit (Ebû Yusuf, İmam Muhammed Şey-bânî)

3) Meselelerde Müçtehit (Hassaf, Tahâvî, Kerhî, Halvânî, Sarahsî, Pezdevî, Kadî Hân)

4) Eshâb-ı Tahrîc (Ebû Bekr Ahmet Râzî)

5) Eshâb-ı Tercîh (Kudûrî, Burhanettin Mergınânî)

6) Eshâb-ı Temyîz (“Kenz”, “Muhtâr”, “İhtiyâr” ve “Vikâye” kitaplarının yazarları)

7) Mukallid (“Tahtavî”, “Dürrü’l-Muhtâr”, “İbni Âbidin” ki-taplarının yazarları)

Fıkıh alanında Osmanlı medreselerinde okutulan ana kitaplar şunlardı:

Hidâye”: Burhanettin Merginânî’nin (1117-1197) Hanefi fıkhı üzerine yazdığı “Bidâyetü’l-Mübtedî” adlı eserine kendi yazdığı hâşiyeye “Hidâye” adını vermişti. Fıkıh âlimlerinin altıncı tabaka-sından bu büyük insan eş-Şeybânî’nin “el-Câmiu’s-Sagîr” ve Kudûrî’-nin “Muhtasar” adlı eserlerini bir araya getirerek “Bidâyetü’l-Mübtedî”yi meydana getirmişti. Hidaye kitabının 13 yılda ve hep oruç tutularak yazıldığı söylenir. İçinde kullanılan hadislerin sağlamlığı ile dikkati çeken kitap ve şerhleri yüzyıllarca Osmanlı medreselerinde ileri düzeyde temel ders kitabı olarak okutuldu ve İngilizceye, Rusçaya çevrildi. Bayburtlu (el-Babertî) Muhammed Ekmeleddin’in ( -1348) Hidaye şerhi olan “el-İnâye”si de medreselerde “Ekmel” adıyla okutuluyordu (Bayburtlu Ekmeleddin, Tûsî’nin “Tecrîdü’l-İtikâd”ını da şerhetmişti).

Sadrüşşerîa”: İslâmî bilim çevrelerinde “Sadrüşşerîa” unva-nıyla bilinen iki âlim vardır. Birinci “Sadrüşşerîa” (Sadrüşşerîatü’l-evvel) Ubeydullah b. İbrahim el-Mahbubî’dir. Bunun oğlu, “Vikâye” kitabının yazarı, “Burhânüşşerîa” adıyla da meşhur olan Mahmut b. Ahmet b. Sadrüşşerîatü’l-evvel Ubeydullah b. İbrahim el-Mahbubî el-Hanefi’dir ( -1274). Bu âlim, kızının oğlu olan ikinci Sadrüşşerîa Ubeydullah b.Mesut için, “Hidaye” kitabından önemli gördüğü yerleri alarak “Vikâye” (“Vikâye er-Rivâye fî Mesâili’l-Hidâye”) adlı kitabı hazırlamış; “Sadrüşşerîatü’s-sânî” denilen torun da bu kitabı “Muhtasar-ı Vikâye” veya “Nikâye” adıyla şerhetti. Bu şerh, “Sadrüşşerîa Şerhi” adıyla meşhur oldu ve yüzyıllarca medreselerde “Sadrüşşerîa” adıyla orta seviyede bir fıkıh kitabı olarak okutuldu. Bunun meşhur hâşiyeleri arasında Ahi Çelebi, Hasan Çelebi, Bayram-zâde Zekeriya Efendi ve İmam Birgivî hâşiyeleri bulunmaktadır. Ama özellikle Molla Sinaneddin Yusuf’un yazdığı hâşiye talebeler arasında çok tutulmakta idi.

Dürrü’l-Muhtar “: Hanefi fıkıh kitabı olan »Tenvîru’-Ebsar kitabının şerhi. Alâüddin-i Haskefî ( -1676) tarafından “ed-Dürrü’l-Muhtâr fî Şerhi Tenvîrü’l-Ebsâr” adıyla şerhedilmiş. Bu şerhe İbni Abidin tarafından “Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürrü’l-Muhtâr” adıyla bir hâşiye yazılmıştı, ki bu hâşiye “İbni Abidin” adıyla medreselerde uzun süre okutulmuştu. Seyyid Ahmet Tahtavî tarafından “Hâşiye ale’d-Dürrü’l-Muhtar Şerhu Tenvîru’-Ebsar” adıyla 4 cilt olarak genişletilmiş. Bu hâşiye Ayntablı Abdürrahim Efendi tarafından Türkçeye çevrilmiş. Dürrü’l-Muhtar’ın bir hâşiyesi de İbrahim Halebî tarafından “Tuhfetu’l-Ahyâr ale’d-Dürrü’l-Muhtar” adıyla yapılmış. Molla Miskin Şerhi de vardır.

Tenvîrü’l-Ebsâr”: Şeyhülislâm Muhammed b. Abdullah Timurtâşî ( -1595) tarafından Hanefi fıkhı üzerine yazılmıştı. “Dürrü’l-Muhtar”, “Reddü’l-Muhtâr” ve İbni Âbidin”in ana metnini oluşturuyordu. En meşhur şerhi » Dürr-ü Muhtar idi.

İbni Abidin” : Asıl adı ”Reddü’l-Muhtar”dır. Hanefi fıkıh kitabıdır. “İbni Abidin” adıyla şöhret bulmuş Seyyid Muhammed Emin b. Ömer (1784-1836) tarafından “Dürrü’l-Muhtâr” kitabına yapılan beş ciltlik bir şerh idi. Hanefi fıkhı alanında o zamana kadar yazılmış fıkıh kitaplarının değerlendirdiği bir eser idi. Eser bugün bile Hanefi fıkhının temel kitabıdır.

Dürer”: Osmanlı âlimlerinden Molla Hüsrev’in ( -1480) Hanefi fıkhına dair yazdığı “Dûreru’l-Hukkâm fî Şerh-i Ğureri’l-Ahkâm” adlı eseri. Kendisinin “Ğurer” adlı kitabına gene kendisinin yaptığı şerhtir. Bu hem Osmanlı hukukunun ana kaynaklarından biri olmuş hem de uzun yüzyıllar, şerhleriyle beraber Osmanlı medrese-lerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

Mültekâ” veya “Halebî”: Arap memleketlerinde yetişen ama İstanbul’da ders veren İbrahim b.Muhammet Halebî (1459-1549) tarafından “Mültekâ’l-Ebhûr” (Denizlerin Kavşağı) adıyla Hanefi fıkhı üzerine yazılan kitaptır. Osmanlı medreselerinde bu kitap ve özellikle Muhammet Mevkufâtî (-1654) tarafından yapılan şerhi (“Mevkûfât” diye biliniyordu) uzun süre temel fıkıh kitabı olarak okutuldu. Kitabın ana konuları tahâret, gusl ve teyemmüm, ezan, namaz, zekat, oruç, hacc, nikâh, boşama, zina, yemin, alış-veriş, riba, hırsızlık, yeme-içme, diyet, kısas, feraiz v.s. idi.

Kudûrî”: İmam Ebu’l-Hüseyn Ahmet b.Muhammet el-Kudûrî el-Bağdadî’nin (-1036) Hanefi fıkhına dair yazdığı “Muhta-saru’l-Kudûrî” adıyla tanınan kitabı. Bunun birçok şerhleri yapılmış ve eser Osmanlı medreselerinde -özellikle 14. yüzyılda- “Kudûrî” adıyla okutulmuştur. Medreselerde “Muhtasar” adıyla Kudûrî’nin eserinin yanı sıra İbni Hâcib’in “Muhtasar”ı ve buna Halil b. İshak Cündî (-1374) tarafından yapılan şerh olan “Muhtasar-ı Halil” adlı fıkıh kitapları da okutulmaktaydı.

Umde”: Şâfiî fakihi İbni Dakîkü’l-İyd (1228-1302) tarafın-dan yazılan “İhkâmü’l-Ahkâm” adlı eserin gene kendisi tarafından yapılan “Umdetü’l-Ahkâm” adlı şerhinin adı idi. İslâm dünyasında meşhur “Hâvî” kitabının muhtasarı olan “Umde” adlı bir kitap da vardır.

Minhâc”: Özellikle 14-15. yüzyılın bütün âlimlerce ezber-lenen ve üzerinde şerh ve hâşiye yazılan bir eserdir. Büyük Şâfiî âlimi Râfiî (-1226) tarafından yazılan “Muharrer” adlı eserin Şâfiî fıkıh bilgini Nevevî tarafından kısaltılmışı (muhtasarı) olan, Şâfiî fıkhının en büyük kitabı idi. Bu kitaba Celâleddin Mahallî (1389-1459) tarafından yapılan şerh de “Mahallî” adıyla medreselerde okutulu-yordu. İmam Beydâvî’nin de çokça okunan bir “Minhâc”ı vardı.

Tenbîh”: Ebû İshak Şirâzî’nin (1003-1083) Şâfiî fıkhı üzerine hazırladığı, Şeyh Mervezî’nin taliki ile beraber şâfiîler arasında en çok okunan ders kitaplarından biri olmuştur. Fıkıh Usulü derslerinde de kullanıyordu.

Eşbâh ve’n-Nezâir”: İbni Nüceym Mısrî’nin (1519-1562) Hanefi fıkhı kitabı. Osmanlı medreselerinde okutulan yedi bölümlük bu kitap, daha sonra Osmanlı şer’î hukukunun temel kitabı olan Mecelle’nin de esası olmuştur.

Zeylâî’nin ( -1342) “Kenzü’d-Dekâîk Şerhi”, “Merakü’l-Felâh”, İbni Kudâme Muvaffaküddin Makdisî’nin (-1233) Hanbelî fıkhı üzerine yazdığı “Muknî” adlı eseri, Nesefî’nin “Kâfî” ve “Vâfî” kitapları, Şafiî fıkhı üzerine “Nihayetü’l-muhtâc” kitapları da fıkıh alanında okutulmuş olan kitaplardandı.

  1. b) Usûl-ü Fıkıh: İslâm Hukuk Felsefesi, İslâm Hukuk Meto-dolojisi diyebileceğimiz bu bilim dalı, İslâmî bilgi kaynaklarından şer’î hükümlerin nasıl çıkartılacağının genel kurallarını incele-mektedir. Fıkıh usulü alanının üç temel direği Ebû Zeyd ed-Debûsî ( -1038)(“Takvîmu’l-Edille” adlı eseriyle), “Fahru’l-İslâm” el-Pezdevî ( -1089)(bunun metni Abdülaziz Buharî tarafından “Keşfü’l-Esrâr” adıyla şerhedilmiş ve o meşhur olmuştur. Medreselerde “Usûl-ü Pezdevî” adıyla okutulmuştur) ve Şemsü’l-Eimme es-Serahsî (-1090) idiler.

Tavzih” ve “Tenkih” Sadrüşşeria’nın usul-ü fıkıh kitaplarıdır ki, Tavzih, Tenkih’in şerhidir. Tavzih, medreselerdeki temel fıkıh usulü kitabı idi.

Menâr” ve “İbni Melek”: Ebu’l-Berekât Hafizüddin en-Nesefî’nin ( -1310) Hanefi fıkıh usulü üzerine yazdığı “Menârü’l-Envâr” adlı kitabı. İbni Melek’in ( -1480) bu esere yaptığı şerh (“Şerhu Menâri’l-Envâr”) Osmanlı medreselerinde yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutulmuş ve “İbni Melek” adıyla tanınmıştır. Birçok şârihi arasında Abdülhalim Efendi (-1678) de “Şârihu’l-Menâr” unvanıyla tanınıyordu.

Mir’ât”: Molla Hüsrev’in ( -1480) Hanefî ve Şafiî fıkıh usullerini birleştirerek hazırladığı ve Osmanlı medreselerinde uzun yıllar ders kitabı olarak kabul edilen, üzerinde şerh ve hâşiyeler yapılan eseridir. “Mir’ât Hâşiyesi” tanınmış bir ders kitabı idi ve hâşiyeler arasında özellikle İzmirli Muhammed İbni Veli Efendi’ninki (-1751) matbu olduğu için yaygındı. .

Telvîh”: İleri düzeyde Usul-ü Fıkıh kitabı. İmam Teftazânî’nin ( -1389), Sadrüşşerîa’nın “Tenkîhu’l-Usûl” adlı kitabına gene kendisi tarafından yapılan “Tavhîd” adlı şerhe yaptığı şerhtir. Eserde sık sık Sadrüşşerîa’nın eseri tenkid de edilmektedir. (Bazı

kaynaklar, bu eserin Şerafeddin Ahmet (-1369) tarafından yazılan “Tenkîh el-Ahdâs fî Ref’ el-Teyemmüm el-Ahdâs” adlı kitaba Teftâzânî’nin yaptığı “el-Telvîh fî Keşf Hakâik el-Tenkîh” adlı şerh olduğunu belirtiyorlar.) Bu şerh sonradan o kadar tutuldu ki, herkes bu şerh üzerine şerh ve hâşiyeler yazmaya başladılar.

Cem’u’l-Cevâmî”: Takiyüddin Subkî’nin (-1355) Şâfiî fıkıh usulüne dair, 14-15. yüzyıllarda çok okutulan ve ezberlenen bir kitabı. Çok ezberlenen bir kitap olduğu için İbni Recep et-Tûhî (-1488) tarafından şiirleştirilmiş.

Ayrıca Celâleddin Ömer el-Habbâzî’nin (-1272) “el-Mugni” adlı eseri, “Halebî”, “Hüsamî” gibi eserler de usul-ü fıkıh alanında okutulmaktaydı.

  1. c) Ferâiz: Genelde miras meselesini işleyen bu bilimin içine giren konulardan bazıları şunlardı: ölenin borçlarının ödenmesi, vasiyyet, terekenin kimlere düşüp kimlere düşmediği, kimlere ne kadar miras düşeceği v.s. Genelde fıkıhın ana konularından biri olan Ferâiz, zaman içinde ayrı bir bilim dalı haline gelmiştir.

Bu alanda medreselerde Hanefî fıkıh âlimi Sirâceddin Muhammed b.Mahmut el-Secâvendî (-1200) tarafından yazılan “Ferâizü’s-Secâvendî” (veya “Ferâiz-i Sirâciye”, “es-Sirâciye fî’l-Ferâiz”) adlı eser ve şerhleri meşhur idi. “Şerh-i Feraiz” diye bilinen Seyyid Şerif Cürcanî’nin şerhi “Şerhu’s-Sirâciyye” adını taşıyordu ve yaygın olarak okutuluyordu. “Rubhiye” adlı feraiz manzumesi de meşhur idi ve birçok şerhleri yapılmıştı. Bu alanda okutulduğu belirlenen bir diğer kitap da “Nefhâtü’l-Kudsiye” idi

 

A.K.Ü. Anadolu Dil-Tarih ve Kültür Araştırmaları Dergisi, Afyon 1996

DERS PROGRAMLARI VE DERS KİTAPLARI TARİHİ – I

MEDRESELERDE  OKUTULAN DERSLER VE DERS KİTAPLARI

Mustafa ERGÜN*

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.