Tefsirli Kuran Meali Kur’an-ı Hakim Meal-i Kerim (3 Cilt) Hasan Basri Çantay

100.00 90.00

Tedarik Süresi Yaklaşık 3 iş günü


Açıklama

Tefsirli Kuran Meali  Kur’an-ı Hakim  Meal-i Kerim (3 Cilt)  Hasan Basri Çantay

 

Yazar : Hasan Basri Çantay
Yayıncı : Risale Yayınları
Konu : Tefsir – Meal
 ÖNSÖZ

Bismillahirrahmanirrahim

Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahîm olan Allah’ıma ucu bucağı bulunmayan, sayılara gelmeyen hamdler takdim ve kâinatın serveri, iki cihan peygamberi, yüce ahlâkın ve eşsiz faziletlerin rehberi Hazreti Muhammed Mustafa’yı ve âl ve ezvâc ü ashabını namütenahi salât ve selâmlarla ta’zîm ve tekrîm ederim.

Kur’ân-ı Mübînhem lafzı, hem manası ile mu’ciz, onu hakkıyla tercümeden beşer âcizdir. Şimdiye kadar birçok yabancı diller buna yeltendi. Fakat onun ilâhî belagat ve i’câzı hep­sini yere serip yendi. Ne okuyanlar, ne de bizzat o yeltenenler bunları beğendi.

Bizde de ya aslından, ya o ecnebî kaynak ve taslaklardan tercüme edilmiş eski ve yeni birçok özenişler gördük, “Hakkın Kelâmı“na aklımızca çelenkler ördük! Ancak anladık ki bunlar “O” değildir; aczin ta kendisi olan birer özeniş, birer taklit dildir.

–   Peki;  Kurân-ı Kerîm anlaşılmak için değil de sadece okunmak için mi inzal buyuruldu?
–   Biz bunu iddia etmedik. “Hakkıyla tercümesi kabil değildir.” dedik. Bugün beşer kelâmının bile bir dilden diğer bir dile çevrilmesinde asla, aslın bütün hususilikleri­ne ve o hususiliklerdeki kuvvete tıpkı tıpkısına uyarlık sağlanabiliyor mu? Gönüller bunlara asılları gibi kayıtsız şartsız incizâb ve itimat ile bağlanabiliyor mu?

İşte iki basit misâl: “Ak akçe kara gün içindir.” savımızı dünyanın bütün dillerine çevi­relim. Ondaki bu hususiliği -tefsir ve izaha girmeden- tam bir surette ifade edebilir, bu ifâde­den öz malımız gibi istifade edebilir miyiz?

Harîrî’nin Makamâtını, aslındaki inceliği ve derinliği yüzde yüz göstermek şartıyla, han­gi babayiğit tercüme edebilmiştir ve edebilir? Bu, kimin elinden gelir?

Bunlar sadece işin teknik yanıdır. Halbuki Arap dilinin en beliğ, en eşsiz ve ilâhî bir şa­hikası olan Kurân-ı Kerîmin tercümesi meselesinde bu teknik yönden başka daha nice müs­tesna hususiyetler göze çarpar.

Kur’ân’ın bir tek lâfzında -bahâ biçilmez, atlanıp geçilmez nadide cevherlerden üstün ve gömülü- öyle muhtelif manalar var ki bütün onlar dinimizin pırlantadan kıymetli temel taş­larıdır. Bunların hepsini tercümenin metninde sıralarsak, o “tercüme” olmaz, “îzah” veya “tefsir” olur. İhmal edersek “taksir” olur.

Nihayet Allah Kelâmı ile beşer kelâmı beynindeki fark tıpkı Yaradan’Ia yaratılan arasın­daki farktır. Bu, gerçektir, muhakkaktır. Bu farkı gidermeye ins ü cin şöyle dursun, melekler ve peygamberler bile muktedir değildir. Çünkü O, “ezelî”, bu “fani” bir dildir. İşte sözün özü.

–   Mademki iş bu kadar imkânsız veya çetin, sizin bu alanda cevelâna kalkışmanız ni­çin?

–   Arzedeyim: Gördüm ki Tibyan gibi, Mevâkib tercümesi gibi eski Türkçe eserler hem bugünün dilinden ve tercüme tekniğinden uzak, hem onlarda asılsız veya faydasız katmalar kucak kucaktır. Bugünün nesli bunları anlamaz, anlayanlar bulunsa bile on­lar zamanımızın ruhî ve hakiki ihtiyaçlarını doyurmaya asla yaramaz.

Şu son yılların imzalı, imzasız, Kur’an tercümeleri (!) ne gelince: Bunlar da ya Hak dinimizin temellerine bomba yerleştirmekten zevk alan garazkâr müsteşriklerin şeytanî ter­cümelerini ve ma’hud meslek ve mektebini, yahut dünyanın herhangi bir bucağındaki bazı zümrelerin bize ve gerçeğe uymayan batıl ve menfi mezhebini dile getiren propaganda eser­leridir. Onları ilmin ve hakikatin sınırları dışında tanısak elhak yeridir. Onların vatanda ulu orta intişârı müminlerin pek haklı bâis-i inkisarı olmuştur.

Aziz ve dahî üstad Elmalılı Hamdi Efendi merhumun Diyanet İşleri Başkanlığı adına yazdığı Hak Dini Kur’ân Dili namındaki sekiz ciltlik değerli eser cidden şaheserdir. Hepimiz onu zevk ve istifâde ile okuyoruz. Hatta bu eserimizin hacmine sığmayacak bazı bahislerde ona ve kıymetli üstad Profesör Kâmil Mîras Efendinin Buhari tercümesine müracaat etmele­rini cilt ve sahifelerini göstererek okuyucularımıza emniyetle tavsiye ettik. Bilhassa bu iki zat milletimize ve dindaşlarımıza en ölmez eserleri vermiştir. Allah razı olsun.

Ancak itiraf etmek lâzımdır kiHak Dini Kur’an Dili bu alanda yüksek bir “Erkân-ı Harbiyye Haritası” gibidir. Ondan daha çok dinî ilimlerle ilgili olanlar istifade edebilirler. Halk ve bugünün münevverleri arzu edilen tam faydayı sağlayamazlar. Bununla beraber merhum üstadın bu âcize bizzat beyan buyurduğu gibi o eserin “meal” kısmı tefsir cephesi kadar hem kuvvetli değil, hem akkın değildir. Daha doğrusu üstadımız meallerin tercüme şeklini alıvermesinden korkmuş, bu yola gitmeye bir türlü rıza göstermemiştir.

Bütün bunlardan başka halk ve münevver tabaka böyle büyük büyük ve kalabalık ciltler teşkil eden eserleri usanmadan, kabil değil, okuyamaz ve okuyamıyor.

Cenâb-ı Hak hepsinin sa’yini meşkûr, amelini mebrur, makamını pür-nûr etsin[1], Görüyoruz ki elde halkın da, münevverlerin de hep birden aradığı faydayı temin edecek izahlı meal-i kerim yoktur. Mevcutların da ya hem dili ve şivesi pürüzlü, hem gidişi müna­fık, iyi yüzlü; ya görünüşte dili oldukça akıcı, fikri ve mezhebi sapık, ya dil yanı şöyle böy­le usta malı, tedkik ve teknik tarafı hatalı; ya dili çok zayıf, ilmi ve görünüşü bugünün ihti­yacına göre pek hafif; yahut dili üzgün, ilmî seviyelerden cidden üstündür.

Gerek bu noktalan, gerek son zamanlarda “Kitâb-ı Mukaddes” şirketlerinin bütün köy­lerimize varıncaya kadar Türkçe İncil’leri ve benzerlerini yaymak suretiyle hızlandırdıkları faaliyetleri göz önüne alarak, âmmenin zevk ve istifade ile, yorulmadan ve usanmadan oku­yabileceği bir “İzahlı Meali Kerim“in vücuduna kat’î ihtiyaç bulunduğunu takdir ve teslim etmemek mümkün değildir. Öyle bir eser ki:

1- Dili bugünün yaşayan dili olsun.
2- Metin dışında kalması gereken izahlarında hurafelere ve hadis diye zındıklar, müna­fıklar veya gafil ve cahiller tarafından sonradan uydurulmuş bulunan sözlere asla yer verilmesin.
3- En muteber tefsir kitaplarını ve onların da özlü taraflarını me’haz edinsin.
4- Muhtelif manalardan en çok tercihe şayan olanlarını metne alsın, diğerlerini izah kıs­mını teşkil eden noktalarda göstersin.
5-  Mealler tıpa tıp tercümeye adetâ yaklaşsın.
6-   Karşılığı Kur’ân‘ın metninde bulunmayan kelimeleri, sırf tercümeyi tezyin ve takvi­ye kasdiyle, meallere yamamaktan, Allah’tan korkar gibi, korkup çekinsin, yani me­allerin süstü olması temayülünü metne tam sadakat vecibesine feda etsin.

[1] Ömer Rıza Doğrul beyin Tanrı Buyruğu adlı eseri – şekli, tertibi, tanzimi itibarıyla- güzeidir, Fakat gerek ayet­lerin meallerinde, gerek bu meallerin notlarında sayılmayacak derecede hatalar, batta bazı tahrifler vardır, O eserin Lâhur’daki “Ahmediyye: Kadıyânî” mezhebi reisi Mevlâna Mehmed Ali’nin İngiliz diliyle yazdığı ve o cemiyyetin “Işâa-i İslâm Encümeni”nin bastırdığı tefsirli Kur’ân tercümesinin bir kopyası olduğuna dair mer­hum Hamdi Akseki Beyi» vaktiyle bize gönderdiği mektup elimizde mahfuzdur.

7- Söz gelimi: Maziye muzari, muzari’ye mazi, isme fiil, fiile isim manaları vermek su­retiyle sığaların ve kelimelerin hakkını çiğnemesin.
8- Metinlerin haricinde ya muteber tefsirlerin pek kısa beyanlarını yahut manaların çok muhtasar tavzihlerini eklemeye mecburiyet hasıl olursa bunları ancak parantez için­de göstersin.
9- Metinlerin haricinde meallerini ve haşiyelerde bunların izahlarını yazarken her klişe­ye gelişi güzel uymayarak daha evvel ve daha ziyade aklını ve fikrini Arap dilinin, Arap lügatinin, Arap edebiyatının derinlikleri içine salsın ve o derinliklerden haki­kat cevherlerini yakalayıp alsın.
10- Kur’ân-ı Kerim’in ulvî ve ilâhî maksatlarını, hakkın vahyine mazhar olmak itibariy­le, her mahlûkdan iyi anlamış ve anlatmış olan sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in bu sahaya ait sahih hadislerini gözden geçirsin, onları en sağlam vesikalar olarak ele alsın.
11. Kur’ânı Mübîn’in ihtiva ettiği bütün kelime ve terkiplerin önünde sabır ile, dikkatle dursun, dilimizde bunların tam karşılıklarını bulmak hususunda imkânin olanca ça­resine baş vursun.
12. Allah’ın kelâmı ile fennin nazariyetlerini birbirine karıştırmasın, mealleri okuyan her meslek erbabı kendi zevk ve ihtisasına göre -mes’uliyeti tabiî şahsına ait olmak üze­re- nasibini bu İlâhî kaynaktan serbestçe alabilsin.
13. Meallerin asıllarından nasıl çıkarılmış olduğunu bilmek ve bunları karşılaştırmak is­teyen tedkik erbabına kolaylık olmak üzere sıra numaralan konulmuş ayetlerin de kendi harfleriyle aynı eserde ve mahallerinde yer almasını sağlasın ve meallerin sı­ralarını da bu numaraların teselsülüne bağlasın.

–  Bu saydığınız bütün lâzimlere siz İzahlı Meal-i Kerîm’den dikkat ve itina ettiniz mi?
–  Evet, vüs’um nisbetinde. Bu uğurda uzun yıllarımı vakfettim, göz nuru dökerek titiz, yorulmaz ve usanmaz bir sa’y ve ihtimam sarfettim.

Bununla beraber izahlı meallerin yüzde yüz muvaffak olduğunu iddia edemem. Haddi­mi bilirim, onu çiğneyip öteye gidemem.Ancak bunun, kendinden evvelkilere nisbetle, adetâ derli toplu ve yepyeni bir eser, bun­dan sonra yazılacaklara da bir çığır, bir örnek ve rehber teşkil edeceğine inanıyorum.

İlmî eserler ve hele bütün dindaşlarımızı ilgilendiren bu gibi eserler müşterektir. Onlar­da her bilginin şayi hissi ve hakkı vardır. Binâenaleyh göze çarpacak yanılmaların ve yan­lışların örtülmesini değil, kardeşçe, insanca ihtar buyurulmasını samimiyyetle rica ederim. Eserler ancak bu sayede olgunlaşırlar. İzahlı Meal-i Kerîm’in diğer tab’ı Allah’ın inâyetiyle müyesser olursa haklı göreceğim müminâne intikad ve ikazları şükran ve minnetle dikkat gözüne alacağımı, ömrüm olmaz veya o tab’a imkân bulunmazsa bunların umumî efkâr önünde neşrini şimdiden vasiyet ettiğimi açıklarım.

Şunu tekrar arz edeyim ki Kur’ân-ı Kerim’in meallerinde ne kadar olgunluk hasıl olursa olsun Allah kelâmının tam hakkını verebilmek hiçbir zaman ve hiçbir vech ile kabil olma­yacaktır:

“Bikr-i fikri kâinatın çâk çâk oldu, fakat
Perde-i ismette kaldı ma’nî-i Kur’ân henüz”

Ey yüce Allah’ım! Kur’an-ı Hakim’ini iman ile okuyan, onun hikmet ve faziletlerine îkan ile uyan, onun sermedi ve ilâhî zevkini aşk ve iman ile duyan din kardeşlerimizi ve aziz Türk milletimizi bitmez tükenmez lütfü inayet ve hıfz u siyanetine mazhariyetle şâdan ve iki ci­handa saadet ve refahının her türlüsüyle bekam ve handan eyle, âmin!

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Mu­hammedin bi-adedi ilmik.  ( Hasan Basri Çantay, kitap, satış, oku, kitabı, online satın al, ucuz kitap, kitaplar, ucuz dini kitap, islami yayınlar, islami kitap, risale yayınevi, tefsirli meal 3 cilt, kuranı hakim, risale, hasan basri çantay kuran meali, tefsirli kuran meali )

Hasan  Basri  ÇANTAY